Küçük çocuk çizdiği resmin güzellik ya da çirkinliği ile ilgilenmez, yetişkinler de ilgilenmemelidir. Resmin biçimselliğinden ziyade, onun için sarf edilen çaba, kendisine verdiği kıvanç ve duygulanım önemlidir. Kendini ifade etmek için çizen bir çocuk, yaratma davranışı bakımından yetişkin bir sanatçıyla hemen hemen eş değerdedir. Tek farkları düşünce ve teknik donanımlarıdır ki bu bile tartışılabilir.
Çocuk, resminin estetiğini kavrayabilmek için çocuğun algıları, yaşantıları, biliş öncesi süreçleri, yaşantıları, kavramları, üretici düşünme süreçleri, imge sembollerin ve görsel plastik mecazların oluşması süreçlerini ve bu süreçlerle çocuğun etkileşimini iyi bilmek ve anlamak gerekmektedir. Ancak bu süreçlerin dengeli etkileşimi estetik bir sonuç doğurur. Çocuk, resminde estetik kaygı iyi bir eğitimcinin önceliği olmamalıdır. Kendi alanında, özgür yaratma faaliyetinde çocuk iç dünyasından hareketle dış dünyayla bağ kurar. Yeni dünyalar, yeni keşifler, yeni düşünceler ile renkler biçimler formlar çizgiler şekillenir ve konular oluşur, fikirler doğar, büyür ve gelişir. Resim yapmak zihinsel bir edimdir. Bu noktada sorulması gereken bazı sorular vardır; çocuğun kendi dünyasında kurguladığı bir resme müdahale ne şekilde olmalıdır veya olmamalı mıdır? Çocuğun yaşı verdiğimiz cevapları değiştirir ve tabi soruları da.
Bu durumda tüm çocukların aynı resimleri yaptığı dersler onlara ne katkı sağlıyor üzerine düşünmek gerek?
Bir görsele, bir nesneye, bir resme bakarak yapılan resim ya da seramik harika mı oluyor gerçekten bir daha mı düşünsek?
Peki, yetişkinler olarak sanat derslerinin sonunda hiçbir şeye benzemeyen o nesnelerle ya da resimlerle karşılaştığınızda neler hissediyorsunuz? Neden?
Neden sorusu çok önemlidir benim için Jean Luc Godard’ın da dediği gibi:
“Sanat düşünmek için yapılır”
Sevgilerimle…